İlkokulda Veli-Öğretmen İletişimi: Çocuğun Başarısı İçin Nasıl Bir İş Birliği Kurulmalı?
Bir çocuğun okul hayatında iki önemli yetişkin vardır.
Biri öğretmeni, diğeri ailesi.
İkisi de çocuğun iyiliğini ister. İkisi de onun başarılı olmasını, mutlu olmasını ve gelişmesini bekler.
Fakat bazen aynı çocuğa farklı pencerelerden bakarlar.
Öğretmen sınıfta çocuğun arkadaşlarıyla ilişkisini görür.
Veli evdeki davranışlarını bilir.
Öğretmen çocuğun ders sırasındaki dikkatini gözlemler.
Veli ise ödev yaparken nasıl davrandığını görür.
Bu nedenle öğretmenin bildiği ile velinin bildiği aslında birbirini tamamlar.
İyi bir veli-öğretmen iletişimi, çocuğun sahip olduğu bu iki farklı dünyanın bir araya gelmesini sağlar.
Ancak bunun için iletişimin yalnızca bir problem ortaya çıktığında kurulması yeterli değildir.
Veli ve Öğretmenin Ortak Noktası Çocuktur
Bazen veli ile öğretmen arasında küçük anlaşmazlıklar yaşanabilir.
Veli çocuğunun okulda yeterince desteklenmediğini düşünebilir.
Öğretmen ise ailenin çocuğun sorumluluklarını yeterince takip etmediğini düşünebilir.
Böyle durumlarda konuşma kolayca “Kim haklı?” tartışmasına dönüşebilir.
Oysa asıl soru bu değildir.
Daha doğru soru şudur:
“Çocuğun gelişimine nasıl katkı sağlayabiliriz?”
Bu bakış açısı değiştiğinde iletişimin tonu da değişir.
Çünkü amaç öğretmenin haklı çıkması veya velinin kendisini savunması değil, çocuğun ihtiyacını doğru anlayabilmektir.
Öğretmen Her Şeyi Bilemez, Veli de Her Şeyi Göremez
Bu cümle önemli.
Öğretmen çocuğu sınıfta gözlemler.
Ancak çocuğun evde yaşadığı her şeyi bilemez.
Aynı şekilde veli çocuğunu evde çok iyi tanır.
Ama sınıfta arkadaşlarıyla nasıl iletişim kurduğunu, bir grup çalışmasında nasıl davrandığını veya öğretmen karşısında nasıl tepki verdiğini her zaman göremez.
Bu nedenle iki tarafın da birbirinden bilgi alması gerekir.
Örneğin evde son zamanlarda belirgin bir değişiklik fark eden veli, bunu öğretmenle paylaşabilir.
Öğretmen de sınıfta gözlemlediği farklı bir davranışı aileye aktarabilir.
Bu tür bilgiler, çocuğun davranışlarını daha doğru yorumlamayı sağlar.
Öğretmenle Sadece Problem Olduğunda İletişime Geçmeyin
Veli-öğretmen iletişimindeki en yaygın hatalardan biri, iletişimin yalnızca bir problem ortaya çıktığında kurulmasıdır.
Çocuk düşük not alır.
Öğretmen mesaj gönderir.
Ödev yapılmaz.
Veli okula ulaşır.
Çocuk arkadaşlarıyla sorun yaşar.
Taraflar yeniden iletişim kurar.
Böyle bir iletişim biçiminde öğretmen ile veli arasındaki ilişki zamanla yalnızca “sorun çözme” ilişkisine dönüşebilir.
Oysa iletişim yalnızca sorun olduğunda değil, çocuğun gelişimini konuşmak için de kurulmalıdır.
“Çocuğum şu konuda nasıl ilerliyor?”
“Arkadaşlarıyla ilişkisi nasıl?”
“Derse katılımı nasıl?”
“Evde özellikle desteklemem gereken bir alan var mı?”
gibi sorular çok daha yapıcı bir iletişim başlatabilir.
Çocuğun Yanında Öğretmeni Küçümsemeyin
Çocukların yetişkinlerin söylediklerini düşündüğümüzden daha fazla dikkate aldığını unutmamak gerekir.
Evde öğretmen hakkında sürekli olumsuz konuşulduğunda çocuk zamanla öğretmenin söylediklerini önemsememeye başlayabilir.
Benzer şekilde öğretmenin de öğrencinin ailesini küçümseyen veya değersizleştiren ifadeler kullanması doğru değildir.
Çocuğun iki taraf arasında kalması, eğitim sürecini zorlaştırır.
Bir problem varsa yetişkinler bunu kendi aralarında çözmelidir.
Çocuğa ise mümkün olduğunca şu mesaj verilmelidir:
“Öğretmenin ve ailen senin gelişimin için birlikte çalışıyor.”
Çocuğun Her Anlattığı Şeyi Hemen Gerçek Kabul Etmeyin
Bu nokta özellikle ilkokul döneminde önemlidir.
Çocuk okuldan gelip:
“Öğretmen bana kızdı.”
diyebilir.
“Arkadaşım benimle oynamadı.”
diyebilir.
“Öğretmen benim ödevimi beğenmedi.”
diyebilir.
Çocuğu dinlemek gerekir.
Ancak dinlemek ile olayın tamamını bildiğimizi düşünmek aynı şey değildir.
Çocuğun anlattıkları onun açısından yaşanan olayın bir yorumudur.
Bu nedenle hemen tepki vermek yerine önce ayrıntıları anlamaya çalışmak daha sağlıklıdır.
“Sonra ne oldu?”
“Öğretmenin ne söyledi?”
“Sen o sırada ne yaptın?”
gibi sorular olayın daha doğru anlaşılmasına yardımcı olabilir.
Önce Çocuğunuzu Dinleyin, Sonra Öğretmenle Konuşun
Bir problem yaşandığında ilk refleks doğrudan öğretmene ulaşmak olabilir.
Ancak bazen birkaç dakika sakinleşmek ve olayın tamamını anlamaya çalışmak daha doğru sonuç verir.
Önce çocuğu dinleyin.
Sonra öğretmenin bakış açısını öğrenin.
Gerekirse okul yönetiminden destek alın.
Amaç suçlu bulmak değil, olayın nedenini anlamaktır.
Çünkü çocukların eğitiminde en önemli şeylerden biri, karşılaştıkları problemlerin yetişkinler tarafından nasıl çözüldüğünü görmeleridir.
Öğretmenden Gelen Eleştiriyi Çocuğunuza Yönelik Bir Saldırı Olarak Görmeyin
Bir öğretmen:
“Derse katılımı azaldı.”
“Ödevlerini son zamanlarda düzenli yapmıyor.”
“Arkadaşlarıyla iletişiminde bazı sorunlar gözlemliyorum.”
dediğinde bunu doğrudan “Çocuğumu beğenmiyor.” şeklinde yorumlamak yerine bilgi olarak değerlendirmek daha faydalıdır.
Çünkü öğretmenin amacı çoğu zaman bir problemi ortaya çıkarmaktır ki problem çözülebilsin.
Burada önemli olan eleştiriyi kabul etmek değil, eleştirinin arkasındaki gözlemi anlamaktır.
“Bu davranışı ne zamandır gözlemliyorsunuz?”
“Hangi durumlarda ortaya çıkıyor?”
“Evde biz ne yapabiliriz?”
gibi sorular çok daha yapıcıdır.
Velinin Görevi Öğretmenin Yerine Geçmek Değildir
Bazı veliler çocuklarının derslerini o kadar yakından takip eder ki zamanla öğretmenin rolünü üstlenmeye başlar.
Her ödevi kontrol etmek…
Her yanlışı düzeltmek…
Çocuğun yerine araştırma yapmak…
Çocuğa sorunun cevabını söylemek…
Bu yaklaşım kısa vadede çocuğun ödevini tamamlamasını sağlayabilir.
Ancak uzun vadede sorumluluk duygusunun gelişmesini zorlaştırabilir.
Veli çocuğun eğitimini desteklemelidir.
Fakat çocuğun yerine öğrenmemelidir.
Çocuğun Sorumluluğunu Çocuğa Bırakmak
İlkokul döneminde çocuğun kendi sorumluluklarını yavaş yavaş üstlenmesi gerekir.
Örneğin çantasını hazırlamak, ödevlerini takip etmek, gerekli malzemeleri kontrol etmek gibi görevler zaman içinde çocuğa bırakılabilir.
Veli gerektiğinde hatırlatabilir.
Ancak sürekli olarak çocuğun yerine takip ederse çocuk kendi sorumluluğunu üstlenmekte zorlanabilir.
Bazen çocuğun ödevini unutmasına izin vermek bile öğretici olabilir.
Çünkü bazı sorumluluklar ancak sonuçlarıyla karşılaşıldığında öğrenilir.
Öğretmenle Görüşürken Doğru Soruları Sorun
Bir veli öğretmenle görüşmeye gittiğinde yalnızca:
“Çocuğum başarılı mı?”
diye sormak yerine daha ayrıntılı sorular sorabilir.
Örneğin:
- Derse katılımı nasıl?
- Arkadaşlarıyla ilişkileri nasıl?
- Anlamadığı konularda soru soruyor mu?
- Sorumluluklarını yerine getiriyor mu?
- Dikkatini sürdürmekte zorlanıyor mu?
- Güçlü olduğu alanlar neler?
- Hangi konuda desteğe ihtiyacı var?
- Evde özellikle ne yapmamızı önerirsiniz?
Bu sorular öğretmenin çocuğu daha bütüncül değerlendirmesine fırsat verir.
Çocuğun Başarısını Yalnızca Notlarla Konuşmayın
Bir öğrencinin gelişimini yalnızca sınav sonuçları üzerinden değerlendirmek eksik kalır.
Çocuk daha önce yapamadığı bir şeyi yapmaya başlamış olabilir.
Derse katılımı artmış olabilir.
Arkadaşlarıyla daha iyi iletişim kuruyor olabilir.
Kendi eşyalarını daha düzenli takip ediyor olabilir.
Hata yaptığında yeniden denemeye başlamış olabilir.
Bunların hepsi gelişim göstergesidir.
Bu nedenle veli ile öğretmen arasındaki görüşmeler yalnızca “Kaç aldı?” sorusuna sıkışmamalıdır.
İyi İletişimin Temelinde Güven Vardır
Veli öğretmene güvenmeli.
Öğretmen de velinin çocuğuyla ilgili kaygılarını ciddiye almalıdır.
Elbette güven, sorunları hiç konuşmamak anlamına gelmez.
Tam tersine, sorunların açıkça konuşulabilmesini sağlar.
Bir konuda anlaşmazlık olduğunda:
“Siz yanlış düşünüyorsunuz.”
demek yerine,
“Bu durumu sınıfta nasıl gözlemliyorsunuz?”
demek iletişimin yönünü tamamen değiştirebilir.
Sonuç: Çocuğun Eğitiminde Yalnız Değiliz
İlkokul döneminde çocukların yalnızca ders başarısını değil, kişisel ve sosyal gelişimini de desteklemek gerekir.
Bunun için öğretmen ve veli arasında güçlü bir iletişim kurulması büyük önem taşır.
İyi bir iletişim; sürekli mesajlaşmak, her gün öğretmenle görüşmek veya çocuğun her davranışını takip etmek değildir.
İyi iletişim;
doğru zamanda, doğru soruları sorabilmek, karşı tarafı dinleyebilmek ve ortak amacı unutmamaktır.
Çünkü çocuğun eğitiminde öğretmen ve veli birbirinin rakibi değildir.
İki tarafın da aynı hedefi vardır:
Çocuğun kendi potansiyelini geliştirebilmesi.
Bazen bunun için daha fazla ders çalışmak değil, çocuğu biraz daha iyi anlamak gerekir.
Ve çoğu zaman doğru bir veli-öğretmen konuşması, çocuğa verilecek onlarca tavsiyeden daha değerli olabilir.

